Ana Sayfa Yazarlar 18.09.2026 15 Görüntüleme
ZAMANIN AĞIR İMTİHANI: BULANIK SULAR DOĞRUYU YUTMASIN

ZAMANIN AĞIR İMTİHANI: BULANIK SULAR DOĞRUYU YUTMASIN

Günün karmaşası, bilgi kirliliği ve birbirini takip eden gündemler arasında insanın kendisine sorması gereken en önemli soru belki de şudur: Nereye gidiyoruz?

İçinden geçtiğimiz çağ, yalnızca hızlı değişimlerin değil; aynı zamanda hakikat ile algının, doğru ile yanlışın, samimiyet ile gösterişin birbirine karıştırıldığı bir dönemin de adeta fotoğrafını çekiyor.

Eskilerin “ahir zaman” olarak nitelendirdiği dönemlere ilişkin anlatılan fitne, karmaşa ve zihinsel bulanıklık kavramları bugün farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor. İnsanlar artık yalnızca gördükleriyle değil, kendilerine gösterilenlerle de yönlendirilebiliyor. Bilgi çoğaldıkça hakikate ulaşmak kolaylaşmıyor; aksine doğru bilgi ile yanlış bilginin birbirinden ayrılması daha büyük bir sorumluluk haline geliyor.

HER SES, DOĞRUNUN SESİ DEĞİLDİR

Böylesi dönemlerde en büyük tehlikelerden biri, sesi çok çıkan herkesin hakikatin temsilcisi sanılmasıdır.

Bir insanın kürsüde söyledikleri elbette önemlidir. Ancak yalnızca sözlerine bakmak yeterli değildir. Söyledikleriyle yaptıkları arasında bir uyum var mı? Kullandığı dil insanları birbirine yaklaştırıyor mu, yoksa ayrıştırıyor mu? Elindeki imkânları hangi amaçla kullanıyor? Sözü adalete, hakkaniyete ve kardeşliğe mi hizmet ediyor?

Bütün bunları düşünmek gerekir.

Çünkü söz, başlı başına bir güçtür.

Bir kelime gönül yapabilir, bir kelime gönül yıkabilir. Bir cümle insanları barıştırabilir, başka bir cümle yıllarca kapanmayacak yaralar açabilir.

Bu nedenle bugün her zamankinden daha fazla dile, niyete ve eyleme dikkat etmek zorundayız.

BULANIK SUDA YÖNÜ KAYBETMEMEK

Bulanık sularda yol alan bir geminin kaptanı, önünü görebilmek için pusulasına daha fazla ihtiyaç duyar.

Bugünün dünyası da böyledir.

Gündemin sürekli değiştiği, sosyal medyada birkaç saniye içerisinde binlerce bilginin dolaşıma girdiği, insanların çoğu zaman araştırmadan ve doğrulamadan hüküm verdiği bir ortamda insanın sağlam bir ölçüye ihtiyacı vardır.

İşte burada asıl mesele ortaya çıkıyor:

Neye göre doğru diyeceğiz?

Neye göre yanlış diyeceğiz?

Neye göre bir sözün peşinden gideceğiz?

Neye göre bir davranışı değerlendireceğiz?

İnanan insanlar açısından bu soruların cevabında temel ölçülerden biri hiç şüphesiz Kur’an-ı Kerim’in ortaya koyduğu ahlaki ve insani ilkeler olmalıdır.

Kur’an’ın adalet, doğruluk, sabır, merhamet, emanete riayet, kul hakkı ve kardeşlik gibi temel ilkeleri; zamanın değişmesiyle anlamını kaybeden geçici sloganlar değil, insanın istikametini belirleyen değerlerdir.

ALLAH’IN TAKDİRİNDEN HİÇBİR ŞEY KAÇMAZ

İnsan zaman zaman yaşanan olaylar karşısında “Neden böyle oldu?” diye sorabilir.

Adaletsizlik gibi görünen durumlar, beklenmedik gelişmeler, belirsizlikler ve hayatın ağır imtihanları insanın zihnini yorabilir.

Fakat inanç açısından bakıldığında unutulmaması gereken temel gerçek şudur:

Allah’ın kudreti zamana ve mekâna bağlı değildir.

İnsan olayların yalnızca görünen tarafını bilir. Geçmişi bütün yönleriyle bilemez, geleceği ise hiç bilemez. Bu nedenle insanın üzerine düşen, her şeyi kendi sınırlı bakış açısıyla anlamlandırmaya çalışmak yerine; doğruluktan, adaletten ve sabırdan ayrılmamaktır.

Bazen geciken bir şeyin neden geciktiğini yıllar sonra anlarız.

Bazen bugün bir kayıp gibi gördüğümüz bir hadisenin hayatımızda başka bir kapının açılmasına vesile olduğunu zaman içerisinde fark ederiz.

Bu nedenle imtihan zamanlarında insanın en büyük sermayesi sabır ve sebattır.

HAKİKATİN ZAMANA İHTİYACI VARDIR

Gecenin karanlığı ne kadar yoğun olursa olsun, sabahın gelmesini engelleyemez.

Hakikat de böyledir.

Bazen hakikat yalnız kalabilir.

Bazen doğruyu söyleyen insanın sesi kalabalıkların gürültüsü arasında duyulmayabilir.

Bazen samimiyet, gösterişli sözlerin gerisinde kalabilir.

Ancak bunların hiçbiri hakikatin değerini ortadan kaldırmaz.

Bize düşen, kalabalığın yönüne göre değil; doğru bildiğimiz ilkelere göre yürümektir.

Öfkeye teslim olmadan…

Kinle hareket etmeden…

Ümitsizliğe kapılmadan…

Her duyduğumuza inanmadan…

Her söyleneni doğru kabul etmeden…

Ve en önemlisi, kendi sözümüzün ve davranışımızın hesabını vererek…

ASIL İMTİHAN KENDİMİZLEDİR

Belki de zamanın en ağır imtihanı budur.

Başkasının yanlışını görmek kolaydır.

Başkasının hatasını eleştirmek kolaydır.

Fakat insanın kendi dilini, kendi öfkesini, kendi niyetini ve kendi davranışlarını sorgulaması çok daha zordur.

Oysa hakikat arayışı önce insanın kendisinden başlamalıdır.

Dilimize sahip çıkacağız.

Çünkü sözümüzün bir karşılığı vardır.

Elimize sahip çıkacağız.

Çünkü yaptığımız her davranışın bir sonucu vardır.

Kalbimize sahip çıkacağız.

Çünkü niyet, davranışın yönünü belirler.

İstikametimize sahip çıkacağız.

Çünkü insanın gerçek değeri, yalnızca ne söylediğiyle değil, zor zamanlarda hangi ilkelere bağlı kaldığıyla ortaya çıkar.

Bugün bize düşen; bulanık suların içerisinde yönümüzü kaybetmemek, bilgi kalabalığının içerisinde hakikati aramak ve zamanın gürültüsü karşısında vicdanımızın sesini susturmamaktır.

Çünkü zaman değişir.

Gündem değişir.

İnsanların söylemleri değişir.

Kürsüler değişir.

Koltuklar değişir.

Fakat hakikat değişmez.

Allah’ın vaadi haktır.

Gece ne kadar uzun sürerse sürsün, sabah mutlaka gelir.

Bize düşen ise o sabaha kadar sabırla, sebatla, adaletle ve doğru bildiğimiz yolda yürümeye devam etmektir.

Bulanık sular doğruyu yutmasın.

Çünkü hakikat bazen sessiz kalabilir; fakat asla yok olmaz.

Yazar Hakkında

Adı Soyadı:

Mesleği: Gazeteci


''Doğru Habercilikte Biz Her Yerdeyiz''
şekerpınar cam filmi çayırova cam filmi çayırova led xenon
toptan eldivenkocaeli toptan eldivenkocaeli eldiven toptancısı
Tema Tasarım |
Yazarlar
Video
Galeri